Hayat, çevre kirliliğini içinde barındıran baş döndürücü “yapboz” dur.

İyi günler uzun bir zaman aradan sonra tekrardan sizlere yazıyorum. Biraz bu ara yoğundum ondan dolayı ara biraz açıldı. Sizlere sık sık bundan sonra yazmaya çalışacağım. Değişik bir konu hakkında biraz bilgi vermek istiyorum. Aslında değişik bir konu dediğim bildiğiniz konu ama değişik şeyleri fark ettirmek istiyorum sizlere. Bugünkü temamız; ‘Hayatın, çevre kirliliğini içinde barındıran baş döndürücü “yapboz” olması.’ hakkında bildiğim kadarıyla bilgi vereceğim. Bu konu biraz da benim şuan yapmakta olduğum yüksek lisans konusuyla da alakalıdır biraz. İnsanlarda yaklaşık 8 yıldır gördüğüm bir endişe. Takribi olarak lisans hayatımın başından beri, bana benim çevremden sorulan soru aynı zaman da. Biraz bu gün yediklerimiz – içtiklerimizden bahsedeceğim. Kısacası “kontamine” sözcüğünün etrafında dolaşacağım. Ne kadar sağlıklı gıda üretimi var? Yediğimiz gıdalar ne kadar temiz? Ne kadar sağlıklı su içiyoruz? İçtiğimiz su ne kadar temiz? Bugün sağlıklı – temiz olmasında kast ettiğim, dış olarak temiz (ilaçsız) ya da soframıza hijyen içinde üretilmiş olması da ya da ‘GDO tohumu’ var mı yok mu olması da değildir. İnsanların neyi ne kadar kabullenebileceğidir. Kontaminasyonu gıdaların üretimi sırasında istemeden fiziksel, kimyasal, biyolojik kirlenme olarak ifade edebiliriz. Kontaminasyon birçok sağlık sorunlarına sebep olabilmektedir çeşitli organ yetmezlikleri, kanser, vs… Çevremdekiler ve birçok tanımadığım sohbet esnasında tanıştığım insanlar hep soruyorlar çevre mühendisi olmamdan dolayı yediğimiz gıdalar sağlıklı mı? Ya da çeşmeden su içmeli miyiz?.. Ben de onlara soruyorum senin kabul edebileceğin sınır ne? Çoğu duraklıyor. Yani alabileceğin risk ne? Çünkü medya ya da çeşitli şekillerde ve insanlarda bazı şeyler yanlış bir algı oluşturuyor. Ben bugün biraz halk cephesinden, biraz çevre mühendisliği cephesinden, biraz da devlet cephesinden bakmak istiyorum. Ama başlangıç kısmı halk cephesinden bakarak anlatmak istiyorum. Günümüzde ve geçmişte de anneler küçük bebeklerine hep en temiz ve en doğalını yedirmeye çalışıyorlar. Çünkü bebekleri onlar için saf, temiz, koruması gereken birer birey olarak görülüyor büyüse 50 yaşına gelse de hep korumak vardır. Peki biz ne kadar temiziz? Ya da aslında ne kadar doğalız? Demek daha doğrudur. İnsanlar bugünlerde en doğalını, en temizini en gdo’suzunu arıyorlar ya. Ben de onlara ne en temizi ne de en doğalı var demek istiyorum. Yani sizin bir kirlenmiş camınız varsa temizlediğinizde sadece camı temizlersiniz kirliliği yok etmezsiniz ya da kirliliğin formunu değiştirirsiniz sadece yapabileceğiniz şeyler bundan ibarettir. İnsanlık tarihine baktığımızda yapaylığın içine 20.yy. daha hızlı adımlarla hatta koşarak ilerlemektedir.

Örnek verecek olursak WHO / FAO (dünya sağlık örgütü /gıda örgütü) gibi kurumlar bile bugün yaptıkları araştırmalarda anne sütünde birçok kimyasalın olduğunu söylüyorlar. Aynı kurumlar kanser riskini kendileri için 1/1.000.000 (1973) olarak tanımlamaktadırlar onlar bu riski kendileri için kabul edilebilir görüyorlar. Bebekler için anne sütü büyümesinde gelişmesinde en önemli vazgeçilmez besin kaynağındadır. Peki ya ne yapacağız? Bu sorunun cevabı 3 açıdan baktıktan sonra vereceğim yani sonda. Biraz abartarak örnek vermek istiyorum. Diyelim suyu örnek alalım içindeki bütün kirleticileri temizledik yani saf su elde etiğinizi düşünün. Sadece H2O var yani. Yazın canınız buz gibi limonata çekti kendinizin ürettiği her türlü kirlilikten koruduğunuz baktığınız ağaçlardan limonları topladınız sıktınız. Buz gerekti temiz suyunuzdan sadece içinde H2O olan sudan buz yaptınız.  Sizlere sormak istiyorum bu buz temiz ve doğal mı sizce? Bence ne doğal ne de temiz? Açıklamak istiyorum. Sizin yaptığınız buz doğal bir soğuma sonucu elde edilmediğinden yani doğada suyun kendi donmamasından dolayı doğal değildir. Temiz olmamasına gelince suyunuz elektromanyetik olarak kirlenmekte, bir takım gazlarında yardımıyla buzdolabının arkasında gezen gazlarla elektrik tepkime vererek gazlarla soğukluk elde ettiğiniz için temiz değildir. Yani elektromanyetik kirlilik sonuçta kirlendi mi kirlendi. Örnekler çoğaltabiliriz. Halk cephesinden devam edelim köylülerden biraz devam edelim. Bunun arkasından devlet ve çevre mühendisliği cephesinden bakalım. Köylüler üretir babam da eskiden çiftçi olduğundan örnek vermek istiyorum. Üretimdeki rolleri yadsınamazlardır. Ama örnek verecek olursak buğday başlamak istiyorum. Türkiye’de vazgeçilmez 1. sıradaki besin kaynağıdır. Çiftçiler üretim yaparken çeşitli gübreler kullanarak daha fazla verim almak adına gıdaları kirletebiliyor. Hadi diyelim bugün doğallıktan konuşuyoruz ya gübre ve ilaç kullanmadan üretim yaptığınızı düşünelim. Buğday büyüdü, biçtiniz ve toprakta anız dediğiniz ot topluluğu kaldı. Ne yapacağız? Genel olarak yakılır. Bizim yasalarımızda yasak ya jandarma köye gelir ve sorar köy kahvesinde tarla kimin? Kim yaktı? Çoğunlukla kimse bilmez oynanır. Tarla sahibi de ben yakmadım der çünkü kimse görmemişdir, yetmez gibi de der benim tarla yola yakın biri arabadan izmarit atmış tutuşmuştur. Diyerek kolayca sıyrılır hep bu böyledir. Toprağın içindeki canlı hayatını geçtim yaktığı anız külü bir şekilde hava oradan da yağış yoluyla toprağa oradan da bir sonraki ektiği buğdaya dönecek. Ee gübre ve ilaç yok ama gıda gene temiz değil gene doğal olmadı. Örnekler çoğaltabiliriz. Şimdi de biraz da devlet cephesinden bakmak istiyorum. Devlet açısından bakacak olursak çevre sorunlarına aslında hep geç görmekteyiz ya da görmezlikten gelmekteyiz bu hep ta en başından beri böyledir dönem dönem ayıramayız. Sebebi ise sanayileşmeyi tam olarak tamamlamadığımız için çevre politikalarımız tam olarak uygulanmamaktadır.

Devlet adına denetim yapanların aslında aşırı şekilde hassasiyetlerin olması gerekir çünkü devletin olması için geleceğimizin olması yani gelecek nesillerin sağlıklı olması gerekir. Ülkemizde gıda üretim ve çevre denetimleri düzgün yapılamamakta ana sebebi yukarıda verdim. Çünkü kirli bir şeyi yediğimizi ya da etkilendiğimiz etkilendikten sonra haberimizin olduğumuzu söylememe gerek yoktur. En yakın örneğini verecek olursak çernobil olayından sonra devletimizin okullarda dağıttığı soyulmuş kavrulmuş paketlenmiş fındıklar. Hangi ülke bu güne kadar vatandaşlarına soyulmuş kavrulmuş paketlenmiş fındığı ücretsiz verir. Aynı şekilde örnekleri artırabilirim hem günümüz hem de geçmiş için. Gülünç ama her zaman dışarıya satamadığımız başka ülkelerin kirli diye kabul etmediği ülke içinde tükettikten sonra riskli olduğunun farkına varıyoruz. Dikkat ediyorsanız ülkeden ülkeye kabul edilebilirlik sınırları değişmektedir. Bunu kabul ettiğiniz risk algısı önemlidir. Yazının başında da söylediğimiz gibi. Bunlarla ilgili olarak politikalar, prosedürle sıkı tutulmalı geliştirilmelidir. İnsanlara caydırıcılık adına inşaların ve çevrenin sağlığının bozulmaması adına bol sıfırlı cezalar kesilmesi tavsiyelerim arasındadır. Çevre mühendisi cephesinden bakacak olursak insanları aşırı endişelere sevk edecek tutumlarda bulunmamak gerektiğini düşünmekteyim. Yani ben HES, Nükleer, ,,, vs. karşı değilim sadece bunların aşırı şekilde yapılması ya da ekonomik dengeleri bozmayacak ve teknolojik  seviyemizin ışığında olarak yapılmadığı takdirde karşıyım. Ayrıca gıdalarla hassasiyetlere gelecek olursak kirleticilerin şimdiler de puko ve piko gram seviyelerinde ölçülebilmektedir. İnsanlara sadece gıda maddelerinde ya da başka bir şeyin içinde bu madde zararlı demek yanlış olur. Bazı ağır metaller insan sağlığı açısından önemlidir aynı Zn gibi ama aşırı alındığında çeşitli sağlık sorunlarına sebep olabilmektedir. Aynı zamanda Zn çocuk gelişimnde önemli rol oynamaktadır. İnsanlara zararlı dediğiniz maddenin ne kadar süreyle ne kadar miktarda hangi formunun zararlı olduğunu söylemenin doğru olduğunu düşünmekteyim. Örnek verecek olursak ağır metaller için benim takip ettiğim bir program var Ntv de. Burada Vedat MİNOR hafta sonu yemek programı sunmakta dikkat ettiyseniz eli titremektedir. Çünkü aşırı deniz mahsulü tükettiğinden beyin zarında metal birikimi olduğundan titreme meydana gelmektedir. Kendisi de aşırı deniz mahsulü tükettiğini teyit etmektedir. Bazen aşırı miktarda maruziyetler çeşitli etkilerin olabileceği unutulmamalıdır. Önemli olan ne kadar sıklıkla hangi dozda maruziyettir. Aynı “Paracelsus‘un dediği gibi Her şey zehirdir mühim olan dozdur.” çünkü suyu bile günde 30 lt fazla tüketirseniz börekleriniz iflas eder. Ayrıca zararlı görmediğimiz bazı maddeler başka maddelerle etkileşime girerek de zararlı olabilmektedir.  İnsanların algılarını çevre mühendisi olarak doğru bir şekilde yönlendirerek kabul edilebilirliklerin anlatılması gerektiğini düşünmekteyim.

Sonuca bağlıyacak olursak yavaştan eskiden halk için sağlıklı aliminyum tencerelerdi sonrasında çelik aldı ardından yapışmaz denilen teflon ve seramik en sondan da granit tencereler kullanıyor. Aslında sağlıklı yanmaz yapışmaz diye bir şey yoktur siz yanmasın yapışmasın diye yüzey üzerine aktifleştirici kimyasallarla yapışmamasını sağlıyorsunuz. Sadece tava değil bu gün kümes tavukları 27 gün gibi kısa sürede yumurtadan çıkıp soframıza geliyorlar bunlar 3-5-8 iğneliler olarak geçmektedir. Tavuk aslında 65-70 günde ancak tüketime hazır olabilir. Örnekler artarak çoğaltabiliriz. Tam anlamıyla doğal ve temiz gıda ve çevre yoktur. Gıdalar yaşanılan bu yapay yaşamın içinde kontamine olmaktadır. Fakat kontamine olan gıdaları tüketirken kabul edeceğimiz sınırlar neler onlara bakmalıyız. Artık kontaminasyonun da derecesi de bi yerden sonra önemli olmaktadır. Başta dediğim gibi kontaminasyon çeşitli sağlık sorunlarına neden olabilmektedir. Sonuçta insan hayatı bir şeklide sonlanacak orta doğuda ölme riskiniz ile bu gün Çin de hava kirliliğinden ölme riskiniz ya da büyükşehirde de banka soygununda ölme riskiniz bir şekilde varolan bir gerçekliktir. Ama önemli olarak hangi riski ne derece kabullenebilmeniz. Hayatta her şey hazır olmuş bakınız reklamlara size hiç doğaya gidin diyor mu avm gidin diyorlar çünkü siz olmazsanız yani paranız onlarda olmayacak eve gediğinizde ev sıcaklığını tek tuşla ayarlıyorsunz tek tuşla yemek siparişi verebiliyorsunuz fakat doğada olursanız sizin için hizmet eden yok. Sizin çalışmanız gerekmektedir. Ondan doğallık ve temiz çevre aramayın derim. Dikkat ediyorsanız insanların algıları ile oynanıyor. Bu zararlı denilen bazı şeyler insanlara bir şekilde doğru – düzgün anlatılmadığından insanlarda kendi gerçeklerinden fazla şekilde kendi kendilerine saptırıyorlar.  Aslında sonuç olarak biraz zihniyet önemlidir. Yani zihniyetleri değiştirmemiz biraz aydınlanmamız kabul edilebilirlik sınırlarımızı belirlemeliyiz. Bu gün doğallık, temiz olmasını aramanız biraz yanlış olmaktadır neyi ne kadar kabul edebileceğiniz en doğrusudur. Çünkü çevre kirleticileri hayatın içinde yapbozun bir parçasını oluşturmaktadır. Kirliliği uzaklaştırdığınızı düşünseniz bile başka yerde başka şekilde ortaya çıkmaktadır. Bu da  ‘Hayatın, çevre kirliliğini içinde barındıran baş döndürücü “yapboz” olduğu’ olgusunu çıkarmaktadır.

Mert GENÇOĞLU

Çevre Mühendisi